SİTEME HOŞGELDİNİZ

20/2/2008 · Kategori: Saglik

 TİROİD BEZİ SORUNLARI  
GUATR (“goiter”) Nedir?

Tiroid bezinin genel olarak büyümüş olduğu durumlara guatr adı verilir. Guatr en sık gıdalarla alınan iyot maddesinin yetersiz olmasına bağlı olarak gelişir. Ülkemizde özellikle Karadeniz bölgesinde iyot maddesi nispeten az olduğundan bu bölgelerde guatra sık rastlanır. Daha az alınan iyodu daha iyi bir şekilde kullanabilmek için bir anlamda depolarını büyütmek şeklinde özetlenebilecek bu guatr şekli, ek olarak iyot alınmasıyla (sıklıkla iyotlu sofra tuzu şeklinde) kendiliğinden düzelir. Diğer guatr şekilleri ise tiroid bezi içinde kitle oluşumlarına veya diğer bazı nedenlere bağlı oluşabilir.

TİROİD BEZİNİN AZ ÇALIŞMASI (HİPOTİROİDİ)

Sıklıkla otoimmun nedenlere (otoimmun hastalık, vücudun kendi dokularından birine bilinmeyen nedenlerle yabancılaşması ve bu “yabancı” dokuyu bağışıklık sistemiyle vücuttan uzaklaştırmaya yönelik girişimler yapması neticesinde oluşan hastalıktır. Bağışıklık sistemi vücudun aslında kendine ait olan bu dokusunu tahrip ettikçe dokunun işlevleri aksamakta ve buna bağlı sorunlar ortaya çıkmaktadır) bağlı olarak ortaya çıkan bu durumda tiroid bezi tahribat görmüş olması nedeniyle işlevlerini daha az yapmaktadır. Guatr ile birlikte olması durumunda genellikle Hashimoto Tiroiditi (tiroidit, tiroid bezinin otoimmun süreçle oluşan iltihabıdır (iltihap ile enfeksiyon karıştırılmamalıdır) adını alır.

Hipotiroidi gelişme riski her yaşta var olmasına karşın risk yaş ilerledikçe artar ve 60 yaşından sonra yüzde 2-4 oranında hipotiroidi görülür.

Sık görülmesi, kolay tanı konması, tarama yönteminin ucuz ve oldukça hassas olması ve durumun kolay tedavi edilebilir olması nedeniyle günümüzde hiçbir şikayet olmasa dahi 35 yaşından itibaren 5 yılda bir, 60 yaşından sonra iki yılda bir hassas TSH (“ultrasensitif TSH”) kan ölçümüyle tarama yapılması önerilmektedir. Yine hemen her türlü endokrinolojik bozukluk şüphesinde yapılan incelemelere TSH ölçümünün de eklenmesi sık görülen bu durumun tanısı açısından önemlidir.

Hipotiroidi Ne Gibi Belirtiler Verir?

Üreme çağında olan kadınlarda en sık görülen belirtiler adet düzensizliği şeklindedir. Gecikmeli adet görme veya uzun süreli adet görememe direkt hipotiroidiye bağlı olabileceği gibi, hipotiroidi neticesinde artan TRH hormonunun prolaktin hormonu salgısını uyarmasıyla ortaya çıkan hiperprolaktinemi neticesinde olabilir.

Hipotiroidide hiçbir belirti görülmeyeceği gibi görülen belirti ve bulgular vücut metabolizmasının azalmasına bağlıdır ve hemen tüm organların işlevleri yavaşlamıştır. Bunun neticesinde kabızlık (bağırsak hareketlerinin yavaşlaması), soğuğa tahammülsüzlük ve vücut ısısının düşmesi (metabolizma yavaşlamasıyla ısı üretiminin azalması), zihinsel işlevlerin yavaşlaması (unutkanlık, uykuya eğilim, sakarlık, yavaş konuşma), kolay yorulma, nabzın yavaşlaması (kalbin az çalışmasına bağlı), kansızlık (kan üretiminin azalmasına bağlı), kan kolesterol seviyelerinin artması (kolesterolün az harcanmasına bağlı), su tutulumuna bağlı ödemler, su tutulumuna bağlı olarak bilek kanalından geçen sinirin sıkışmasına bağlı oluşan karpal tünel sendromu sık görülenler arasında yer alır.

Muayene bulguları arasında yukarıdakilere ek olarak kalp büyümesi, reflekslerin yavaşlaması, kas güçsüzlüğü, depresyon bulunabilir.

Laboratuvar bulguları arasında yukarıdakilere ek olarak karaciğer enzimlerinde yükselme söz konusu olabilir.

Hipotiroidi Tanısı Nasıl Konur?

Tarama amacıyla yapılan TSH hormon ölçümünün yüksek bulunması sonrasında yapılan sT4 ölçümünün düşük bulunması tanıyı koydurur. Genellikle bu aşamada daha ileri inceleme yapmadan tedaviye başlanmakla beraber bazı durumlarda antitiroid antikorları ölçümü yapılarak olayın otoimmun olup olmadığı belirlenir.

Gizli Hipotiroidi

Hipotiroidi henüz tam gelişmeden önce tanı konabilir. Bu amaçla TSH tarama testi yüksek bulunduğunda kan sT4 seviyesi normal sınırlar içerisinde bulunur. Hipofiz bezi TSH salgısını artırarak tiroid bezini daha çok çalışmaya zorlamakta ve bu nedenle sT4 henüz normal sınırlar içerisinde bulunmaktadır. Belli bir süre sonunda tiroid bezi daha fazla çalışamayacak ve TSH hormonu tiroid bezini ne kadar zorlarsa zorlasın kan seviyelerini normal sınırlar içerisinde tutacak üretimi yapamayacak ve sT4 seviyesi düşük bulunacaktır.

Hipotiroidi Tedavisi Nasıl Yapılır?

Günümüzde tiroid hormonu eksikliğinin tedavisinde T4 hormonunun sentetik olarak üretilmiş ve tablet haline getirilmiş şekli kullanılmaktadır. Tedavi hormon seviyesinin düşüklüğüne göre belirlenir ve tedavi etkinliği belirli aralıklarla genellikle kan TSH ölçümüyle izlenir.

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

12/2/2008 · Kategori: Saglik

 

 Kulak çınlamasının, özellikle diyabet ve kalp rahatsızlığı başta olmak üzere çeşitli hastalıklara eşlik edebildiği, bu yüzden nedeninin mutlaka araştırılması gerektiği bildirildi.

Çukurova Üniversitesi (ÇÜ) Tıp Fakültesi Kulak Burun Boğaz Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Barlas Aydoğan, AA muhabirine yaptığı açıklamada, halk arasında "kulak çınlaması" olarak bilinen "tinnitus rahatsızlığı"nın, kulak içindeki gürültü, çınlama ve ıslık benzeri seslerle belirti verdiğini söyledi.

Kulaktaki sesleri kişi harici kimsenin duymadığını ve genellikle sessiz ortamlarda fark edilebildiğini belirten Doç. Dr. Aydoğan, şöyle konuştu:

"Bir dizi sağlık sorununun neden olabildiği semptom olan çınlama, oldukça yaygın görülüyor. En büyük hasta grubunu ise hastalığın nedenini fark edemediğimiz grup oluşturuyor. Kulakta tırmalayıcı şekilde duyulan ses, kişinin yaşam kalitesini düşürdüğü gibi, çoğu zaman psikolojik bozukluklara da yol açabiliyor. Hasta çoğu zaman ilaç tedavisinin yanı sıra çınlamanın yol açtığı sorunlar için de psikolojik destek almak durumunda kalabiliyor." Çınlamanın, tek başına ortaya çıkabildiği gibi başta diyabet, kalp rahatsızlıkları, kolesterol gibi çeşitli hastalıklarla birlikte görülebildiğini ifade eden Doç. Dr. Aydoğan, hastalığın oluş nedeninin mutlaka bulunması gerektiğini söyledi.

Doç. Dr. Aydoğan, diğer diğer rahatsızlıklara eşlik edenlerin yanı sıra orta kulak damarlarıyla ilgili sorunlar, kireçlenme, damarlarda aşırı yağlanma, yüksek sese maruz kalma gibi nedenlerin de çınlamaya yol açabileceğini söyledi.

Stresin çınlamayı tetiklediğini bildiren Doç. Dr. Aydoğan, bu durumda kişinin stresi yaratıcı etkenleri mutlaka azaltması gerektiğini ifade etti.

Rahatsızlığın en fazla uyku sorununa yol açtığını vurgulayan Doç. Dr. Aydoğan, "Ses dolayısıyla uyku sorunu çeken kişiler, hafif bir müzik ve kısık seste dinlenen radyo ile çınlama sesini örterek uykuya geçebilir" dedi.



kaynak:haber7.com-haber3.com

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

1/2/2008 · Kategori: Saglik

Diyaliz   Genel Bilgiler
  Vücutta birikmiş üre gibi zararlı maddelerin ve aşırı suyun bir membran aracılığı ile vücuttan uzaklaştırılması işlemidir. İlerlemiş böbrek yetmezliğinin tedavisinde kullanılır. Diyaliz tedavisi bozulmuş böbrek işlevlerinin bir kısmını düzenleyerek yaşamın devam etmesini sağlar. 30-40 yıl önce ilerlemiş böbrek yetmezliği olan hastalar günler-haftalar içinde kaybedilirdi. Diyaliz teknolojisinde sağlanan gelişmeler, bu hastalarda önce yaşam süresini uzatmış, daha sonra yaşam kalitesinin artmasını sağlamıştır. Bu nedenle günümüzde diyaliz hastaları şanslıdır.
Diyaliz tedavisi iki şekilde uygulanabilir. 
   

  1. Hemodiyaliz 
  2. Periton diyalizi

 

  Hemodiyaliz
  İlk kez 1944 yılında Hollandalı bir hekim olan Kolff tarafından yapılmıştır. Özel bir membran ile hastanın kanının makineler aracılığı ile temizlenmesi işlemidir. Hemodiyaliz işleminin gerçekleşmesi için yeterli kan akımı sağlanmalı, bir membran ve hemodiyaliz makinesi sağlanmalıdır. Yeterli kan akımınının sağlanması için hastanın atar ve toplar damarı arasında bir pencere ( arteriyovenöz fistül ) yaratılmalı veya hastanın büyük bir toplar damarına geçici kateter konmalıdır.
Hemodiyaliz tedavisi hastanın böbrek yetmezliğinin şiddetine, yaptığı idrar miktarına bağlı olmak üzere haftada 2 - 3 kez 4 - 6 saat süre ile uygulanır. Yetersiz hemodiyaliz tedavisi hastada hasara ve ölümlere yol açabilir. Hemodiyaliz tedavisi genellikle hastanede veya bir hemodiyaliz ünitesinde uygulanır. Ancak uygun makine ve ekipmanla evde de uygulanabilir.
  Türkiye’de yaklaşık 15 bin hemodiyaliz hastası vardır.

  Periton diyalizi
   Periton karın boşluğunda bulunan organların etrafındaki zar için kullanılan tıbbi terimdir. Periton zarının (membran) insanlardaki yüzey alanı yaklaşık 2 m2’dir. Periton diyalizinde (hemodiyalizden farklı olarak özel bir membran yerine) periton membranı kullanılır. İlk kez 1923 yılında Ganter tarafından gerçekleştirilmiştir. Periton diyalizinin gerçekleşmesi için 3 teknik unsura gereksinim vardır:
  1.Karına yerleştirilmiş kateter
  2.Uygun diyaliz sıvısı
  3.Kateter ve diyaliz sıvısı arasındaki bağlantı sistemi

  Periton diyalizi tedavisi değişik şekillerde uygulanabilir. Bunlardan en sık uygulanan teknik sürekli ayaktan periton diyalizidir. Periton diyalizi makinesi kullanılarak değişik periton diyalizi teknikleri geliştirilmiştir.

  Sürekli ayaktan periton diyalizi
  Periton boşluğuna doldurulan diyaliz sıvısının 4-8 saat beklemeyi takiben yenisi ile değiştirildiği basit bir yöntemdir. Genellikle günde 4 kez hastanede veya evde yapılır. En önemli avantajı hasta tarafından evde yapılabilmesidir. Bu tedavinin başarılı olmasında eğitim çok önemlidir. Türkiye’de yaklaşık 1500 periton diyalizi hastası vardır.

  Hastalar tıbbi bir engel yoksa hemodiyaliz veya periton diyalizinden birisini seçebilirler.

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

1/2/2008 · Kategori: Bilim


Mars' in yüzeyindeki degisiklerin çogu artik yalnizca rüzgarlar tarafindan meydana getirilmektedir. Yukaridaki resimde 1978 yili ortalarinda kuzey kutup takkesi kenarinda meydana gelmis olan bir kasirgayi görmektesiniz. Mars' ta yaz sonu ve sonbahar baslarinda kutup takkelerinin kenarlarinda kasirgalar sikça görülür. Beyaz bölgeler buzla kapli kraterlerdir.

Mars' ta ayrica çok miktarda toz firtinalari görülmektedir. Bunlar yukaridaki resimde görüldügü gibi yerel oldugu gibi tüm gezegen yüzeyini kaplayacak sekilde küresel de olabilir. Küresel toz firtinalari Mars' in günese en yakin oldugu zamanlarda güney yarikürede baslar ve tüm gezegene yayilir. Yukaridaki firtina 1977' deki iki küresel firtina arasinda Solis Planum' da meydana gelmistir.

1971' de Mars' a Amerikalilar tarafindan 2 ve Sovyetler tarafindan bir uzay araci firlatildi. Bunlardan Mariner 8 firlatma sirasindaki bir ariza sebebiyle Mars yerine Atlantik Okyanusu' nun dibine gitmek zorunda kaldi. Geriye kalan Mars 5 ve Mariner 9 Mars' a kisa araliklarla vardiklarinda yüzeyde çok büyük bir toz firtinasi baslamisti. Sovyet yapimi Mars 5 daha düsük bir teknolojiyle yapildigindan programlanabilir degildi ve yörüngeye girdikten sonra otomatik olarak resim çekmeye basladi. Tabii ki Mars' in tamami tozla kapli oldugundan çekilen resimlerde hiç bir sey gözükmüyordu. Yakitini bitiren Mars 5 çok az yararli bilgi gönderebildi. Mariner 9 ise daha "akilli" bir uzay araci oldugundan 1.5 ay boyunca toz firtinasinin dinmesini bekledi. Firtina sirasinda 4 tane yuvarlak koyu bölge tozlarin üzerinde kalmaktaydi. Bunlar Mars' in dev volkanlari idi. Firtina dindikten sonra Mariner 9 gözlemlerine basladi ve daha önceki uzay araçlarinin yalnizca kraterli bölgelerin resimlerini çekmeleri dolayisiyla olusan ve Mars' in ölü bir gezegen oldugu imajini ortadan kaldirdi. Mariner 9 Mars' in hemen hemen tüm yüzeyini ve Phobos' la Deimos' un ilk detayli resimlerini çekti, yüzeyde dev volkanlar ve vadiler kesfetti. Mars' in ve günes sisteminin en büyük vadisi Valles Marineris kendisini kesfeden Mariner 9' un adini tasimaktadir.

Yukaridaki resimler 10 Eylül 1978' de 143 saniye arayla çekilmistir ve Valles Marineris' in bir bölümünü olusturan Candor Chasma ile Baetis Mensae' nin ufak bölümlerini göstermektedir. Sagdaki resmin ortasinda görüldügü gibi bir anda 600 metrelik bir toz bulutu yükselmistir. Bunun sebebinin Baetis Mensae platosunun çok küçük bir parçasinin deprem ya da günes altinda fazla isinmasi sonucu sağ taraftaki Candor Chasma vadisine düsmesi oldugu sanilmaktadir. Bu olay 1992 yilinda kesfedilmis olup bu kadar uzun zaman sonra bulunmasinin sebebi sagdaki resmin asiri derecede bozuk olarak dünyaya ulasmasi ve kimsenin bu zamana kadar resmi düzeltmek için herhangi bir çalisma yapmamasidir. Bu ayrintinin ortaya çikartilmasi uzun bir çaba gerektirmektedir.

Mars' ta firtinalarin yani sira dünayada da daha küçük ölçekte ve özellikle çöllerde meydana gelen, çöl seytani denen toz hortumlari olusmaktadir. Bunlari yukaridaki ve asagidaki resimlerde görebilirsiniz.

Yukarida gördügünüz çöl seytanlari 2 ila 6 km yükseklikte olup dünyada görülen benzerlerinden çok daha büyüktürler.

Yukarida bir üst resimdeki çöl seytanlarindan birinin büyütülmüs resmini görmektesiniz. Fotograf dik olarak çekildiginden toz bulutunun sekli görülememektedir ancak gölgesinden seklini belirlemek mümkündür.

Bu bilgiler www.kilim.net.tr den alıntıdır.

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

1/2/2008 · Kategori: Saglik

 

   ÇOCUKLARDA LÖSEMİ

1. S: Lösemi nedir?
C: Lösemi halk arasında kan kanseri diye bilinen hastalıktır. Bu hastalıkta çoğunlukla kemik iliğinden
kaynaklanan ve bir tek hücrenin kanserleşmesi, daha sonra bu hücrenin bölünerek çoğalıp, önce kemik iliğini,
daha sonra tüm organları istila etmesi durumu söz konusudur. Eğer tedavi edilmezse olay kısa sürede hastanın
kaybı ile sonuçlanır.

2. S: Çocuklukta Lösemi görülür mü?
C: Çocuklarda en sık görülen kanser türü Lösemidir. Beyaz ırkta çocukluk çağında Löseminin sıklığı 100.000 canlı doğumda yaklaşık 5 kadardır.

 
3. S: Lösemi çocuklarda en sık hangi yaşlarda ortaya çıkar?
C: Lösemi en sık 2 – 5 yaşları arasında görülür. Bu dönem çocuklarda Lenf dokusunun en aktif olduğu dönemdir.

4. S: Çocuklarda Lösemiye neden olan faktörler nelerdir?
C: Herşeyden önce tüm kanserler gibi Löseminin de genetik bir hastalık olduğunu, yani vücudumuzdaki kanser önleyici veya kanser yapıcı genlerdeki bazı bozukluklar sonucu ortaya çıktığını bilmek gerekir. Bu bozulmayı kolaylaştıran bazı faktörler vardır. Bunlar arasında iyonizan radyasyon, bazı virüsler, bazı kimyasal maddeler ve bazı genetik hastalıklar sayılabilir.

5. S: Löseminin belirtileri nelerdir? Bir ebeveyn hangi durumlarda Lösemiden şüphelenmelidir?
C: Löseminin klinik belirtileri birçok hastalık ile karışır. Halsizlik, iştahsızlık, solukluk, düşmeyen ateş, deride morluklar veya küçük kırmızı kanama odakları, burun ve diş etlerinden kanama, karında şişlik, lenf bezlerinde büyüme, kol ve bacak ağrıları bunlar arasında sayılabilir. Bunlardan birinin veya birkaçının olması durumunda bir çocuk kan ve kanser hastalıkları uzmanına başvurulmalıdır.

6. S: Lösemi ölümcül bir hastalık mıdır? Bu hastalıkta sağ kalma oranı nedir?
C: Lösemi çocukluk çağında görülen kanserler arasında tedavi şansı en yüksek olanlardan biridir. Günümüzün modern tedavi protokolleri ile akut Löseminin genel anlamda tedavi şansı %70 – 75 dir. Bazı Lösemi tiplerinde bu oran %90 ın üzerine çıkmaktadır.

7. S: Lösemi tedavisi için yurtdışına gitmek gerekir mi, yoksa tedavi olanakları ülkemizde de mevcut mudur?
C: Ülkemizde Löseminin her türlü tedavisi en modern şartlarda ve yurt dışından çok daha ucuza yapılabilmektedir. Bunun için yurt dışına gitmek gereksizdir.

8. S: Lösemi oluşmasında yiyeceklerin bir rolü var mıdır?
C: Lösemi ile yiyecekler ve yiyecekler içindeki koruyucu maddeler arasında bugüne kadar herhangi bir ilişki gösterilememiştir.

9. S: Lösemi oluşmasında ebeveynin ihmali söz konusu mudur?
C: Hamilelik sırasında sigara içmek veya uyuşturucu kullanmak ile veya hamileliğin ilk 3 ayında röntgen çektirmek ile Lösemi oluşumu arasında ilgiye işaret eden bilgiler vardır. Bu tür davranışlardan kaçınılmalıdır.

10. S: Lösemi tedavisi her hastanede yapılabilir mi?
C: Hayır, Lösemi tam donanımlı ve Çocuk Kan ve Kanser Hastalıkları bölümü bulunan bir hastanede tedavi edilmelidir. Bu hastalığın tedavisi ancak bu konudaki uzman kişiler tarafından yapılmalıdır.

Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz!

« Önceki ::